Bir garip Elma Hikayesi

Vatan Gazetesi Londra Temsilcisi Jan Devletoğlu’nun iki ay süren iPhone 4 öyküsü. Keyif alacağınızı umut ediyorum.

iPhone 4, 24 Haziran’da ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya’da satışa çıktığı günden beri yok satıyor. Telefonu almak için çok şanslı olmak ve günlerce kuyruk beklemek gerekiyor. VATAN Londra temsilcisi Jan Devletoğlu, iPhone 4 için verdiği iki aylık uğraşı ve mutlu sonu kaleme aldı.

Elma en sevdiğim meyvedir üstelik doktorların dediğine göre en sağlıklısı. Ama emin olun başıma gelenleri okuduktan sonra neden elmadan bu kadar nefret ettiğime hak vereceksiniz. Herşey iki ay kadar önce Dış Haberler şefim Uğur Koçbaş’ın “İstanbul’a gelirken Apple’ın iPhone 4 telefonundan getirir misin?” demesiyle başladı. Hemen Oxford Street’deki Apple mağazasına koştum. Güler yüzlü satıcı kız “Maalesef” dedi, “Bu telefon öyle satılmıyor. Geldi mi birkaç saat içinde tükeniyor. Kuyruğa gireceksin. Sıran geldiğinde hangi model kaldıysa onu alacaksın. Hem 2 taneden fazla da vermiyoruz.”

– Peki ne zaman gelir?

– Bilemeyiz, siz sabahları telefon edin, gelmişse kuyruğa girersiniz.

Çaresiz eve döndüm. Bir hafta süreyle her gün sabah akşam telefon başındayım. Bir hafta boyunca telefon sırası 18 kişiden aşağı düşmedi. Telefon başında günde en az 45 dakika. Cevap hep aynı: “Gelmedi.”

‘Ancak torpille alabildim’

15 -20 gün böyle geçti. Ayıptır söylemesi tuvalete bile elimde telefonla gidiyorum. Telefon sürekli meşgul. Uğur, telefon ediyor, email bombardimanına tutuyor: “Valahi de billahi de istemiyorum” diyor. Ama artık mesele Uğur’un telefonu olmaktan çıktı. Benimle Apple arasında savaş haline geldi. Mutlaka kazanmam gerekiyor. Nihayet günlerden bir gün müjdeyi aldım:

– Şu an mağazanın önündeki kuyruktan hemen gelirseniz alabilirsiniz.

Ayakkabı ve ceket elde terlikle fırladım sokağa. Kuyruğun böylesi evlere şenlik. Önümdeki Çinli 8 kişi önündeki Hintliyle konuşuyor. “White City’de dün yoktun?”, “Yok, Brighton’daydım.” Dayanamayıp sordum:

– Siz hep buralardasınız galiba.

– Valla mal nereye gelirse ordayım.

Belli ki kuyruğa girmeden satın almak isteyen çok. Bu işin de ticareti var. Kuyrukta İngilizlerin sayısı az. Çoğu Doğulu, Asyalı. Yaş ortalaması 30’un altı. Sırada 250-300 kişi kadar var ama hızlı ilerliyor. Telefonlar bayram şekeri gibi paketlenmiş. Az para da değil 16 GB 499 Sterlin, 32 GB ise 599 . Kuyruk bayağı neşeli. Sohbet bol. Dalaylama’nın yaşından Çin Seddi’nin uzunluğuna . Bayan Sarkozy’nin bacaklarından , İkiz kulelerin yerindeki camiye kadar herşey konuşuluyor. Arkamdaki genç Afganistan’daki arkadaşları için kuyruktaymış. Bir diğeri Malezya’daki kız arkadaşına alıyormuş. Rahmetli babam savaş yıllarında ekmek kuyruğunda beklermiş böyle. 2 saat sonra mağazadan çok cici bir bayan çıktı. Kuyruktakileri saydı, benim 3 önümdeki Arap’ın önünde durdu.

– Sonrakiler gidebilir. Stok tükendi.

Sızlayan bacaklarıma mı? Yoksa boşa geçen zamana mı acısam. Hemen ön sıradakilerden birine koştum.

– 20 pound’a sıranı verir misin?

Adam güldü: “60 verdiler kabul etmedim, ama 100 kağıda hayır demem”. 3 hafta daha birkaç kuyrukta ömür tükettim. Sabaha karşı 04.00 de kuyruğa girdim. En sonunda “Elma”nın İrlanda merkezinde torpil bulup önsipariş verdim. 1 ay sonrasına gün verdiler. Telefonun kapıya geldiği gün bir hatıra fotoğrafı çektirdim. Şimdi anladınız mı neden Elma’dan nefret ettiğimi?

Tagged With: , ,