Fırında MacBook Pro

Ortaokul yıllarında başlamıştı, hiç unutmuyorum. Rahmetli Peder Bey ve Valide Hanım, okulların yaz tatiline girmesiyle birlikte yüklü bir alışverişe çıkarlardı. Hangi yiyecekten kaç kilo ve adet olduğunu bir liste yapar buzdolabına yapıştırıp, soluğu yazlıkta alırlardı. İşte o zamanlardan beri yemek yapmak hayatımda için çok eğlenceli bir yer aldı. Kitaplardan değişik yemekler yapmayı denerdim. Bazıları o kadar kötü olurdu ki bahçemizdeki her daim aç içinde Tazmania Canavarı ruhu taşıyan köpeğimiz bile koklayıp arkasına bakmadan kaçardı.

Evlenme arefesinde olduğumdan evimin tadilatını bitirip, tam anlamıyla yerleştikten sonra, elimde 6 adet notebook olduğunu farkettim. Ne yapacaktım bu kadar bilgisayarı? Atmak en kolay yoldu. Atmaya hem kıyamadım hem de içlerinde çalışmayan varsa toparlayıp etrafımda ihtiyaç sahibi olanlara vermek en doğrusu olacaktı.

Not almak çoğumuza şapşalca gelse de gerçekten işe yarıyor. Rahmetli Peder Bey’den geçen alışkanlıkla hemen elimdeki notebookları not alıp öncelik sırasına göre listeledim. İlk sırada emektar A1181 Model, T7200 işlemcili, Intel GMA 950 grafik kartlı ve çok da severek satın aldığım siyah MacBook vardı. Kısa bir temizlik işleminden sonra MagSafe’i bağlayıp açmayı denedim. Yıllar MacBook’ta hiç birşeyi değiştirmemişti, yakalandığı felç devam ediyordu. MagSafe güç ışığı yanıyor ama açılmıyordu. Olabilecek muhtemel arızaları araştırıp not aldım. MagSafe tam olarak çalışmıyor olabilir diye düşünüp başka biriyle daha denedim ama sonuç yine aynıydı. Bir kenara ayırıp, listedeki ikinci notebook’a geçtim.

Bir çoğumuzun da hatırlayacağı gibi Bilkom’un ‘GarageSale’ günleri olurdu. Sabahın köründe, kargalar uyurken, hatta gece yarısı kapının önüne uyku tulumunu serip ilk sırada olmak için giden arkadaşlarım vardı. Sırada bekleyen arkadaşlarımı arayıp her türlü sinir bozucu sözleri söyleyip eğlenirken bir gün nasıl olduysa kendimi sabahın dördünde elimde sandviçle o sırada buldum. Sabah saat sekizde açılması gereken kapı şans bu ya 10’da açıldı. Oraya gittiğimi duyanlar da sağ olsunlar iPod, iki adet MacBook, bir MacBook Pro, mouse, klavye gibi sipariş üzerine sipariş eklediler. Elimdeki listeyi tamamlamış çıkmak üzereyken kendime bir şey almadığımı farkedip son kalan iki Macbook Pro’dan birini kaptım.

Macbook Pro’yla gayet güzel günler geçiriyorduk. Neredeyse Big Bang Theory’deki Raj&Siri ilişkisini aratmıyordu. Photoshop, QuarkXpress’le dolu uzun ve yorucu bir gecenin ardından kronik ‘Şarjda bırakmama’ hastalığım yüzünden MagSafe’i çıkarıp MacBook Pro’mu kapattıktan sonra yatağıma geçtim. Sanki erken yatmışım gibi sabahın köründe uyanıp elimde sert bir fincan kahveyle  bilgisayarın yanından geçerken güç tuşuna bastım ve evin içinde dolaşmaya devam ettim. Geri geldiğimde MacBook Pro’mun açılmadığını gördüm. Uyku sersemi kendimden şüphe edip ‘Açtım mı? Yooo… Hayır açmadım, açtım’ ikilemi yaşarken bir kez daha güç düğmesine bastım. Bir anda bütün uykusuzluk halim gitmişti. Bilgisayar açılıyor ‘sleep ışığı’  yanıyor fanlar dönüyor ama ekrana görüntü gelmiyordu. Birkaç basit deneme ‘Pram ve SmcReset’ fayda etmeyince soluğu Bilkom’da aldım.

Aradan geçen birkaç günün ardından ‘Bilkom’dan beklenen haber gelmişti:

-İyi günler servisimize bıraktığınız Macbook Pro için arıyorum.

* Evet dinliyorum….

-Üzülerek söylemeliyim ki cihazınızın anakartı arızalı ve değiştirilmesi gerekiyor.

* Peki gelip alabilir miyim? Şu anda nerede (morgda mı?) diye soracağımı daha dün gibi hatırlıyorum.

Büyük bir üzüntü içinde gidip Macbook Pro’mu alıp eve döndüm. Çantasına koyup dolabıma kaldırdım.

Hikaye aslında tam da burada başlıyor.

Siyah Macbook’un durumunu kontrol ettikten sonra, o günden beri çantasında duran Macbook Pro’ yu açıp tekrar denedim. Sonuç yine aynıydı. Acaba neler yapabilirim diye oldukça uzun süre harcayıp araştırmaya başladım. ‘Black screen fix’ diye arattığımda hep karamsar sonuçlar çıkıyordu. Tab üzerine Tab gezerken bir anda karşıma Amerikalı bir vatandaşın A1226 serisi bir Macbook Pro’nun anakartını nasıl çalışır hale getirdiğini izledim. İnanmadım ‘düzmece’ dedim. Yetmedi başka videolara da baktım. Videoların altında yazılan yorumları teker teker okudum. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken diğer yandan da garip bir heyecan sardı etrafımı.

IMG_0034Kendi kendime ‘Nasıl olsa çalışmıyor, kaybedecek hiçbir şeyin yok’ dedikten sonra. Hemen alet kutusundan gerekli ekipmanları aldım. Daha önce defalarca çeşitli marka notebook, netbook, iBook G3, iBook G3 (Clamshell), iBook G4, PowerBook G4 ve MacBook açmama rağmen kontrolü elden bırakmadım. ifixit’ten yardım alarak ilk vidayı gevşetmeye başladım.

Hemen ekleyeyim vidaları sökerken boş bir A4 kağıdına bir dikdörtgen çizip üzerine çift taraflı bant yapıştırdıktan sonra çıkardığım vidaları aynı sırada bantın üzerine yapıştırdım. Klavyeyi söktükten sonra aslında çok da karışık olmadığını farkettim. Ama tedbiri elden bırakmayarak anakartın bir kaç fotoğrafını çekip geri toplarken yaşanabilecek aksiliklerin önüne geçmeye çalıştım.

Halimden utanmasam ‘Cerrah’ gibi giyinecek, evde beni şaşkınlıka izleyen ‘müstakbel eşime’ “Yıldız tornavida ver, bantları elimden al, büyük yıldız tornavidayı ver” diyecektim. Anakartın üzerindeki bağlantı soketlerini çok nazikçe yerlerinden ayırdıktan sonra  vidaları söküp anakartı çıkardım. Kartın üzerinde kalan termal macunları yavaşça temizledim. Sonunda yıllarca kahrımı çekip sonrasında aniden beni terk eden cihazımın kalbi elimdeydi.

Garip bir başlıkla başlayıp devam eden hikayenin aslında en ilginç kısmı ve çocukluğumdan beri yaptığım en garip tarif buydu. Fırında MacBook Pro!

Gerekli malzemeler;

– Önceden 200 dereceye ısıtılmış bir fırın,

– bir tepsi

– herkesin mutfağında bulunan alüminyum folyo.

IMG_0035Tepsiyi alüminyum folyo ile kapladım. Ardından dört adet pinpon topu büyüklüğünde folyoyu yuvarlayıp bu topların üzerine anakartı yerleştirdim. Fırın 200 dereceye geldikten sonra telefonumun sayacını 7 dakika 30 saniyeye ayarladım. Süre dolduktan sonra, fırından çıkarıp kendi halinde soğumaya bıraktım. Sabah elimde kahve ile açmaya çalıştığım an akılma geldi ve ’totem’ yapıp soğuma anını beklerken kendime bir fincan kahve hazırladım.

Anakart iyice soğuduktan sonra montaja başladım. Termal macunlama, vidalar, bağlantı soketleri, hard disk ve ram derken son aşama olan klavye soketini takıp güç düğmesine bastım. İnanılır gibi değildi. Yıllardır duymadığım başlangıç sesini duymuştum. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken ekranda Apple logosu belirdi. Gülmeye başladığımda Apple logosu, başlangıç çubuğu derken çalışır vaziyette sistem karşımdaydı.

Hemen boşta görev bekleyen bir hard diski takıp temiz yüklemeyle, Yosemite kurulumuna başladım. Yaklaşık dört gün oldu ve uyku saatleri dışında neredeyse aralıksız kullanıyorum. Şu an için yaşadığım tek sorun beklemekten körelmiş, ilk şarjda şişen bataryam oldu. Bunun dışında herhangi bir problem ile karşılaşmadım. Evde daha üst bir model Mac olmasına rağmen nedense elimden düşmüyor. Bu yazıyı bile şu anda fırından çıkmış MacBook Pro ile yazıyorum.

IMG_0043

İçimizde bu durumla karşılaşan birileri olabilir. Denemek isteyenlere demonte – monte aşamasında çok dikkatli olmalarını ve iyi kalite bir termal macun kullanmalarını tavsiye ediyorum.

Yıllardır yaptığım fakat yemediğim en güzel yemek sanırım bu oldu. Tadından da yenmezdi herhalde…

Tagged With: , , ,