Mountain Lion DP3 ve iCloud

16 Şubat 2012’den beri işletim sistemleri arasında gidip gelmekten yorulmuştum. Geçen hafta Mountain Lion Geliştirici Sürümü 3 Yayınlandı başlıklı haberin ardından fırsat bulup 3. geliştirici sürümünü yükledim ve artık Lion’a geri dönmemeye karar verdim.

Aslına bakarsanız Mountain Lion DP1, şimdiye kadar gördüğüm en stabil beta işletim sistemi sürümlerinden biriydi. Bunu muhtemelen önceki yazılarda veya belki de sosyal ağlarda paylaşmışımdır. Sistemde özellikle Safari’nin hataları, aşırı kaynak tüketimi ve anımsatıcılar, notlar gibi yeni uygulamaların çökme sorunları, kararlı Lion’a dönmem için önemli sebeplerden bazılarıydı. DP2 versiyonunu neredeyse sürüm notlarında önemli hiçbir yenilik bulunmadığı için es geçip DP3 ü kurdum ve Lion yüklemek için tekrar Snow Leopard ile başlangıç yapmaya değmeyecek kadar kararlı olduğunu düşünüyorum.

Sistem hala fazlasıyla kaynak tüketmeye devam ediyor ancak önceki sürümlere göre oldukça iyileştirilmiş. Hele hele emektar Core 2 Duo işlemcili MacBook’umu baz alırsak gayet iyi diyebiliriz. Safari hala arada sırada sorun çıkartmaya devam etse de bir sonraki betayı (belki de nihai sürümü) bekleyebilecek kadar iyi.

Bugün sizlere biraz Mountain Lion’ın, Lion kullanıcılarına getirdiği birkaç yenilikten ziyade gelecekteki işletim sistemlerine dair birkaç öngörüyü paylaşmayı planlıyorum.

iCloud, OS X 10.8 Mountain Lion için bana göre “anahtar özellik”. Belki de bugün bu satırları sizlere aktarmak istememin tek sebebi. iCloud, Lion ile Macintosh’u ana dağıtıcı olmaktan çıkartıp buluta bağlı bir istemci haline getirmek için atılan ilk adımdı. Tıpkı yeni aldığınız bir iPhone, iPad veya iPod Touch gibi buluta bağlanması planlanmıştı. Teknik bazı imkansızlıklar ve biraz da pazarlama stratejisi karşımıza OS X’in yeni sürümü Mountain Lion’ı çıkarttı. Lion’ın son OS X sürümü olacağını düşünürken hepimiz yanıldık. Son işletim sistemi olduğunu düşünmemizin sebebi ise “Aslan” ‘ın en güçlü büyük kedi olduğunu kabul etmemizdi. OS 9 dan sonra büyük bir gelişme olarak görülen OS X’in her sürümü bir büyük kedi adı ile kodlandı.

Mac OS X 10.0, Cheetah, Mac OS X 10.1 Puma, Mac OS X 10.2 Jaguar, Mac OS X 10.3  Panther, Mac OS X 10.4 Tiger, Mac OS X 10.5 Leopard, Mac OS X 10.6 Snow Leopard, Mac OS X 10.7 Lion.

Mountain Lion bu yüzden bizi şaşırttı. Ancak bu sürüm, büyük geçiş öncesi gerekli bir adımdı. 10.8 sürümünün ilk bakışta neredeyse hiç kozmetik değişiklik içermediğini, sadece bildirim merkezi, notlar, mesajlar, anımsatıcılar gibi birkaç iOS özelliğinin eklenip ticari bir adım olduğunu  düşünebiliriz. Durum aslında tam olarak bunun gibi görünse de işler biraz daha farklı. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu sistemin anahtar özelliği iCloud. Hatta işi biraz daha ileri götürüp Mountain Lion’ın sadece iCloud için yapılmış bir işletim sistemi olduğunu söyleyebiliriz.

OS X 10.8 Mountain Lion’ı herhangi bir önceki sürümün üzerine yüklemediyseniz veya yeni bir Mac ile alırsanız, yeni bir iOS cihaz aldığınızda karşınıza gelen basit karşılama ekranı geliyor. Mountain Lion sizden bir iCloud hesabına sahip olmanızı istiyor. iCloud belge saklama özelliği, muhtemelen 28 yıllık Mac tarihinde “Aç” ve “Kaydet” gibi diyalog kutularının geçirdiği en büyük değişiklik olarak karşımızda. Mountain Lion ile birlikte gelen veya Mac App Store’dan indirebileceğiniz yeni iCloud uyumlu uygulamaları,  size dosya açmak/kaydetmek için iki farklı yöntem sunuyor. iCloud veya geleneksel yerel kayıt birimleriniz. (Sabit disk, optik sürücü veya harici kayıt ortamları) Geleneksel yol, Lion ‘dan veya önceki sürümlerden herhangi bir farklılık sunmuyor. Şimdiye kadar dosyalarınızı nasıl kaydedip açıyorsanız yöntem aynı. iCloud yolu ise zaten görsel olarak tamamen farklı duruyor. Sanki iPad’de bir işlem yaptığınızı düşünebilirsiniz. Bir dosyayı tutup diğerinin üzerine sürükleyerek klasör oluşturmaya kadar iOS’tan oldukça tanıdık gelecek bir sistem ile bu pencereler içinde hareket edebiliyoruz. Bu özellik, geleneksel Mac dosya yönetimi ve organizasyonu içen bir değişiklik anlamına gelmiyor. Sadece radikal şekilde basitleştirilmiş bir alternatif…

Gelecek ile ilgili düşüncelere geçmeden önce kısaca Mountain Lion’ın atladığımız özelliklerine de değinelim. Bazı uygulamalar iOS ile isim karmaşasına sebep oluşturmaması için yeniden adlandırılmış. iChat artık “Mesajlar”, iCal artık “Takvim”, Adres Defteri ise “Kişiler” olarak değişmiş. iOS’ta bulunup OS X’te şimdiye kadar yer almayan “Anımsatıcılar” ve “Notlar” da artık OS X’in parçası haline geldi. “Yapılacaklar”, Takvim uygulamasından, “Notlar” da Mail uygulamasından çıkartılmış. Artık herkes kendi işini yapıyor. Diğer detayları OS X 10.8 Mountain Lion yazısında zaten yer aldığı için tekrarlamıyorum.

iCloud, Apple’ın bulut bilişim servisinin son markası. Daha önceleri 2000 yılında “iTools”, 2002’de “.Mac” ve 2008’de “MobileMe” olarak adlandırılmıştı. iCloud’a kadar neredeyse tamamen işletim sisteminden bağımsız, web tabanlı bir sistemken günümüzde Mountain Lion ile birlikte neredeyse tamamen işletim sistemine katılmış durumda. Artık bilgisayarınızda oluşturduğunuz bir nota, çektiğiniz veya kaydettiğiniz bir fotoğrafa, yazdığınız bir mesaja veya takvim etkinliğine, anlık olarak aynı Apple kimliğini paylaşan diğer tüm cihazlarınızdan erişebiliyorsunuz. Belgelerin de artık buluttaki yerini alması, optik medyanın disket, flash belleklerinse optik medyanın yerini aldığı gibi iCloud’un flash belleklerin kullanımını azaltacağı düşüncesini oluşturuyor. Artık neredeyse her cihazla, her yerden internete bağlıyız. Belgelerimizin de gittiğimiz her yere yanımızda gelmesi, ciddi bir kolaylık sağlayacak.

Gelecekte kablosuz veri aktarımının daha da hızlanması ve bağlantı alanının genişlemesi ile pek çok uygulamayı sistemimize hiç indirmeden çalıştırıp, oluşturduğumuz dosyayı bulutta saklayıp, bu dosyalara dilediğimiz her yerden kolaylıkla erişebileceğiz. Günümüzde bu işlemler zaten pek çok farklı yöntem ile yapılabiliyor. Apple’ın yaptığı ise her zaman olduğu gibi daha basit ve daha kullanışlı bir hale getirip bize bunu sunmak olacak. İkinci nesil Apple TV çıktığında hatırlarsanız epey eleştirilmişti. Boyutu küçülen cihaz artık depolama yapmıyordu. Filmleriniz, dizileriniz sadece internette duruyor, satın aldığınız veya kiraladığınız zaman da inmiyordu. (Elbette bu işlemleri henüz ülkemizde Türkiye Apple kimliğimiz ile yapamıyoruz ancak son güncelleme ile Apple TV’nin Türkçe arayüze kavuşması ve Apple’ın Türkiye’deki varlığını güçlendirmesi beni umutlandırıyor) Sahip olduğunuz bir içeriği izlemek istediğiniz zaman hızla cihazın kısıtlı hafızasına iniyor ve yeni bir içerik izlemek istediğinizde üzerine yazılıyor.

Bu bulut işlerinin tek güzel tarafı depolama alanından tasarruf değil elbette. Yedek almak artık tarihe karışıyor. Sizin yerinize arşivinizi, belgelerinizi, müziğinizi,kısacası  her şeyinizi Apple yedekliyor. iOS’tan kısaca örnek vereyim. Diyelim ki yıllardır kullandığınız iPhone’unuz çalındı veya içerdiği veriler kurtalımayacak şekilde ciddi bir hasar gördü. Düzenli olarak yedekliyorsanız sorun yok. Birkaç dakikalık uğraşı ve az miktarda veri kaybı ile kurtulabilirsiniz. Ancak bunu yapmıyorsanız adres defteriniz, fotoğraflarınız, belge ve aklınıza gelecek her şey tarihe karışmış olacak. iCloud burada devreye giriyor. Cihazınızda aktif ise, eskisinin başına ne gelirse gelsin, yeni cihazınıza Apple kimliğinizi girmeniz yeterli oluyor. Arkaplan resminizden zil sesinize, kişilerinizden son yazdığınız yapılacak notuna kadar her şey yerli yerine geçiyor. Aynı olayın Mac’iniz için de geçerli olacağını bilmek insana güven veriyor.

Büyük ihtimalle ilk olarak aklımıza gelen iki büyük soru var. Çevrimdışı çalışmak ve güvenlik. Çevrimdışı çalışmak artık pek de mümkün olmuyor. Sürekli bir yerlere bağlıyız. Hala cebindeki iPhone için data paketi olmayan kullanıcılar ile karşılaşıyorum. Fiyat bahanesini artık kabul etmiyorum. iPhone ucuz bir cihaz olsa anlarım da bu fiyatlarda bir cihaz taşıyıp yarınki hava durumunu merak edip kablosuz ağ aramak bana hiç de mantıklı gelmiyor. Çevrimiçi olarak çalışmanın mümkün olmadığı özel durumlarda ise geleneksel yöntemler zaten devam ediyor, şimdilik telaşa kapılmaya gerek yok.

Bana göre burada asıl düşünülmesi gereken konu güvenlik. Apple yıllardır en güvenilir cihazları üreten firma olarak biliniyor. Bu ünvanı haksız da sayılmaz. Güvenlik konusunda OS X, siz istediğinizde ve çok az özen gösterdiğiniz taktirde kale gibidir. Apple’ın iCloud konusunda da hassas olduğu ve ciddi bir şekilde çalışmalarını sürdürdüğü biliniyor. Geçenlerde ortaya çıkan ilk ciddi zararlı yazılım tehdidi, apar topar yamandı ve Apple’ın artık  bu konu üzerinde daha çok çalışması gerektiğini gözler önüne serdi. Mevcut pazar payını sürekli artırdığı için daha çok dikkat çeker oldu ancak bazı büyük anti-virüs yazılımcılarının işkembeden uydurduğu gibi durumun aslında yaygınlıkla çok da ilgisi alakası bulunmuyor. Hastalık üreten ilaç firmalarına benzettiğim bu anti-virüs yazılım şirketlerinin bir ürünü olduğuna dair hiç şüphem yok.

Apple’ın gelecekte hemen her şeyin bulut üzerinde gerçekleşeceği günlerde güvenlikten taviz vermemeye devam edeceğini ve yenilikçi tasarımlarında güvenliğin en önemli özellik olması gerektiğini unutmayacağını düşünüyorum. Steve Jobs artık yok ama mirasının yıllar boyunca yaşatılacağına inanıyorum.

Tagged With: , , ,